24 Temmuz 2011 Pazar

Remember Me

Uzun zamandır bir filmi bu kadar içine girerek izlemedim zannediyorum. Evet film izlerken çok çabuk karakterlere ve hikayeye adapte olabilen, o yaşamların içine girip, kendini olay örgüsüne dahil edebilen ve bundan çok büyük keyif alan biriyim. İzlediklerimi kolay kolay unutmayışım da bundan kaynaklanır.
Yazının konusu olan Remember Me, bilgisayarıma kaydettiğimi bile unuttuğum, hangi tavsiye ya da merak doğrultusunda edindiğimi, daha doğrusu indirdiğimi bile hatırlamadığım bir film. Yani mevzu son derece ironik :)
Filmi şirketteki bilgisayarımın içinde bir yerlerde buldum, Mayıs ayının sonlarında indirmişim. İşlerim bittikten sonra izlemeye başladım ama ofisten çıkma saatim gelince de mecburen yarım bıraktım. Şu an saat sabahın ikisi. yaklaşık 2 saat kadar önce evdeki bilgisayarıma da indirip tamamlamaya karar verdiğimde bu kadar beğeneceğimi ve hatta etkileneceğimi düşünmemiştim. Aslında devamını izlemek için işe koyulduğumda beni çoktan sarmış olduğunu anlamam gerekirdi.
Robert Pattinson’ a karşı sebebini bilmediğim bir önyargım hep oldu, bu güne kadar tek bir filmini bile izlememiş birisi olarak; başrolünde olduğu bir filmi niçin indirdiğimi şu saatte bile hâlâ bilmiyorum. Hadi onu da geçtim Pierce Brosnan, Lena Olin, Chris Cooper, Emilie de Ravin sevdiğim oyunculardır; filmi onlar için bile indirmediğimden de adım kadar eminim.
Sonuç olarak, izledim ve ziyadesiyle beğendim. Hikaye bir anda avcunun içine alıverdi beni. Aile ilişkileri adına güzel bir anlatımı olduğuna karar verdiğim sırada da afedersiniz böyle ağzıma sıçtı bıraktı. Cidden umulmadık bir final ile oturduğum yere mıhlanıp kaldım. Her ne kadar film, en başında geçtiği dönemi belirtiyor olsa da, hikayenin içinde yol aldıkça bu zaman dilimi akıldan uçup gidiyor, dolayısıyla da etki katlanıyor.
Ajitasyondan uzak durarak, hüznü dozunda vermeyi başaran güzel bir film. Sonunda dünya tarihini etkileyen böylesi büyük bir olay yerine yine aynı etkiyi yaratacak bir mevzu olsaydı bu etkiyi bırakır mıydı derseniz de; belki bu denli şok etkisi vermeyecekti ama sonuçta varılan nokta aynı olacaktı. Zira herşey düzene girmiş, aile bağları kuvvetlenmiş ve işler rayına oturmaya başlamışken, herşeyin sil baştan olması da boğazda yumru bırakacak cinsten.
E iyi ki indirmişim diyorum o halde… :)

5 Temmuz 2011 Salı

Blue Valentine

Bir değişik aşk hikâyesi...

Bağımsız sinemayı Hollywood klişelerine tercih ediyor, geniş zamanda uzun emekler harcanarak çekilmiş yapımları seviyorsanız; Michelle Williams' ı beğenip, Ryan Gosling' in aşık bakışlarına bayılıyorsanız; sadakat, bağlılık, adanmışlık, fedakârlık, kendin olmaya çalışmak, hayat ve getirileri üzerine, izlemeye değer; bol geri dönüşleri olan detaylı bir film.



2 Temmuz 2011 Cumartesi

.

Bir kutunun içine sıkışıp kalmak gibi bu aralar her şey. Sürekli bağırmak, haykırmak ama sesini duyuramamak. Duyuyor olanların da bunu umursamaması gibi bir his ile yaşıyorum.

Hayat böylesi zor, sıkıcı, baskıcı, yıldırıcı, ızdırap verici ve tutunması bu kadar zor bir şey olmamalı.

Hiçbir şeyden keyif alamamak, zamanla herkesin arkasından olumsuz düşünmek gibi yeni özellikler barındırmaya başladım bünyemde ve bu beni rahatsız ediyor ziyadesiyle. Arasından cımbızla çektiğim bir kaç kişi dışında kimseyi sevemez ve güvenemez bir haldeyim.

İmdat sirenimi kendim bile zor duyuyorum.

Uzaklaşmak istiyorum.